Kyiv, Ukraine (by Kursat Sevim)
Az şekerli severim. O gün Bâlâ Atabek’e yapıyordum.
Ben her ikisinde de aynı sonucu alıyorum. İsterseniz bana TDK’ya bağlı bir yerden gelen “dilbilgisi” sonucunun çıktığı adresi verin, oradan bakayım, anlaşalım…
TDK öyle demiyor. Yine de siz buyrun sorun. Üzüm yemek yerine bağcıyı dövmek niyetinde olmadığınız sürece bir sorun yok.
Güzel adam, dert babası, arabeskin yılmaz askeri, direği yalayan adamı, gürbüzü, emeklisi, memuru ama her şeyden önemlisi sevgili dost Aras ya da çoğunuzun bildiği ismiyle Sami Hazinses’in beklenen kitabı 3 Ağustos’ta raflardaki yerini alıyor (hahaha bu raflardakı yerını almayı hep tv den dinlerdim.Anlık keyiflendim). Alınası kitaplardan.
(via musteriyleseks)
(via musteriyleseks)
Biraz daha zorlasak Magenta aşkına! diyecektim ama bu da olmuş sanki…
Mohaç “dangermouse” demiş ama bana kalırsa bu işin adı “serseri çizgiler” de olabilirmiş. (=
Gerçekten de becerikli, özgür ve serseri çizgileri var…
Via mohac:
Dangermouse.
Mohaç’ın bu işinin siyah beyaz, taslak halini daha çok sevmiş olsam da yarattığı karakterler harika… Onu ve işlerini takip etmekte fayda var…
Film
Karanlıktakiler
Benim süper arkadaşım Rana… Emre Efendi çekmiş, ben Emre’nin fotoblogundan çalmışım. Ne iyi yapmışım… (via emreefendi)
Tek bi’ tane yok. Fanatik degilim.
Farkli tarzlardan aklima ilk gelen ornekler: Seguela, Woody Allen, Elif Safak, Adalet Agaoglu, Ihsan Oktay Anar ve tabii ki ne yazsa kabulum olan J. L. Borges.
Sabahattin Ali ve Bekir Yildiz da unutulmamasi gerekenlerden. Ozellikle Yildiz tasra insanini cok guzel anlatir.
Kivrak zekalari ile Aziz Nesin ve Ferhan Sensoy’u da unutmamak lazim. Onlar da kulliyati okunabilecek yazarlar.
Kesin unuttugum bir suru isim vardir ancak basta da belirttigim gibi bunlar ilk aklima gelenler…
(via biro)
İnsanoğlu ciğ süt emmiş basmakalıbını kullanmak istemezdim, lakin gerçekten öyle. İnançlar ve çok net olduğu farzedilen kararlar dahi vaziyete göre değişebilir her an. Bu nedenle insan önce kendine, sonra yakınlarına güvenmeli.
Hayatta sorgusuz, karşılıksız güvenilebilecek tek kişinin anne olduğunu düşünürdüm mesela ancak şans eseri karşıma çıkan bazı anne profilleri gösteriyor ki, kimi zaman onlar da söz konusu olan çocukları dahi bile olsa zaaflarına yenilebiliyor. Bu nedenle en kutsal görünen annenin bile -kötü niyetli olmasa bile- hata yapabildiği bir dünyada sırtımızı dayayabileceğimiz tek kişi yine kendimizden başkası değil. Üstelik biz bile çoğu zaman kendimizle çelişebiliyoruz.
Öte yandan, ben pek beceremesem de bunu, insanlara hata yapma şansı tanımalı. Hayatta başımıza her şey gelebilir… Bu nedenle onlarla aranda o ölçüde bir mesafe bırakmalı. Aksi halde yaşamımız hayal kırıklıklarından bir tepe olur, önümüzü göremeyiz…
Hani müzisyen mutlu çiftlere “…uzun yıllardır birliktesiniz. Hep merak ederiz, dengeli bir beraberlik yaşarken aşk şarkıları yazmak, örneğin ‘gözlerinde bir büyü, içim gitti adın neydi’ gibi sözlere ilham bulmak nasıl oluyor?” sorularına verilen, “Bence iki yolu var bunun: Biri kafanda bir öykü yaratmak. İlla senin yaşaman gerekmiyor bunu. Ya da kendi yaşadıklarından, yeniden onları anımsatarak bir dünya kurup, hormonlarınla oynayıp, bir atmosfer yaratıp kendi içinde yapabilirsin…” gibi yanıtlar var ya, yalan onlar. Bildiğin, senin benim gibi aldatıyor, aldatılıyorlar… Birliktelikleri sırasında başkalarına aşık oluyor, reddediliyorlar.
Her zaman risk vardır. Önemli olan ne kadarının tölere edilebileceği…